Tercüman Halk'a ve Olaylara Gazetesi'den Yelda Gökdağ Almanya Büyükelçisi Dr. Eckart Cuntz ile röportaj yaptı

 Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz, Tercüman'a konuştu:

 "Üyelik sözümüze sadığız, Türkiye reformları yapmalı"

 "Başbakan beni Willkommen diye karşılar"

 "TSK'nın yeri belli"

 "Din özgürlüğü için yapılacak çok şey var"

           

ALMANYA'NIN Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz, yıllardır Türkiye'de görev yapıyor. Türkiye'nin yapısını da, insanını da çok iyi tanıyor.

Cuntz ile Büyükelçilik rezidansında, gündemi ve Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini konuştuk. Büyükelçiye göre farklı söylemlere karşın Almanya sözüne sadık ve Türkiye'nin üyelik sürecini destekliyor. Ancak, Ankara'nın da beklenen reformları hayata geçirmesi gerekiyor.

Büyükelçi Cuntz, Başbakan Erdoğan ile aralarındaki samimi diyaloğu da aktardı. Erdoğan, Cuntz'u, Almanca "Willkommen-Hoşgeldiniz" diyerek karşılıyormuş.

           

İşte Büyükelçi Eckart Cuntz ile sohbetimiz:

 

 

"SÖZÜMÜZE SADIĞIZ, SAMİMİYETSİZLİK YOK"

Öncelikle size, Türkiye-AB ilişkilerini sormak istiyorum. Son dönemde Almanya'dan farklı açıklamalar geliyor. Türkiye'nin AB üyeliği konusunda bir kafa karışıklığı mı var?

Alman Dışişleri Bakanı Westerwelle Ankara ziyareti sırasında Alman hükümeti için "ahde vefa" ilkesinin esas olduğunu ve verilen sözlere sadık olunduğunu belirtmişti. Bu yapılan açıklamalar ahde vefa prensibinin vurgulanması mahiyetindedir. Alman hükümeti müzakereleri destekliyor. Almanya'nın dönem başkanlığında hatta 3 müzakere başlığı açıldı. Ama elbette Türkiye'de de reformların, yasama çalışmalarının sürdürülmesi önemli.

           

Peki bir samimiyet sorunu olduğunu düşünüyor musunuz?

Hayır. Ancak bilinen bir gerçek var; müzakereler konusunda hem Türkiye hem de AB'ye üye ülkelerde farklı görüşler mevcut. Yine bilinen bir gerçek de, müzakerelerin sürdürülmesi konusunda karar verilmiş olması... AB, Almanya ve Türkiye bu konuda karar verdiler ve her iki tarafın da yerine getirmesi gereken yükümlülükleri var. Türkiye'nin görevi de reform sürecini sürdürmek... Bir samimiyet sorunu olduğunu düşünmüyorum. Türkiye'nin AB'ye bağlanması, hem Türkiye hem de AB'nin menfaatine olacak. Türkiye'nin batıya yönelimi bugüne değil, çok daha öncelere dayanıyor. Türkiye bu yola Atatürk ile girdi ve şimdi de bu teyid ediliyor. Türkiye aynı yolda ilerliyor.

 

"TÜRKİYE DE, İSRAİL DE BÖLGE İÇİN ÖNEMLİ"

Son olarak İsrail ile Türkiye arasında bir diplomatik kriz yaşandı. Bir büyükelçi olarak siz gelişmeleri nasıl yorumladınız?

Ben her iki ülkenin de bölgenin istikrarı için büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Bizim için de iki ülke arasındaki ilişkiler çok önemli. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın Türkiye ziyaretiyle bu ilişkilerin düzelmesine ve sağlamlığına bir katkı sağlandığı kanaatindeyim.

Bence normal olan bir husus var. O da büyükelçilerin her ülkede belli konularda bakanlıklara çağırılmaları. Bu çok olağan bir uygulamadır. Bunun sadece nasıl yansıtıldığı önemli. Olayları İsrail tarafı da açıklığa kavuşturdu ve düzeltti. 

           

"TSK'NIN YERİ BELLİ"

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddialarıyla başlayan ve Genelkurmay'ın bir birimindeki aramalara kadar uzanan süreci nasıl değerlendirdiniz?

Türkiye'de basının son derece eleştirel biçimde, konuları kamuoyuna açık şekilde tartışmaya açtığını görüyorum ve bunu çok olumlu değerlendiriyorum. Bunun dışında Türkiye'de işleyen bir hukuk süreci var. Ben bu gibi olayların da bu süreçte çözüme ulaşacağına inanıyorum.

           

TSK ile iktidar arasında ilişkileri bir diplomat gözüyle nasıl görüyorsunuz?

Türk Anayasası TSK'nın yerini çok açık şeklide belirlemiş, bu bir gerçek. Bu, AB'nin de talepleri dikkate alındığında aslında doğru yönde ilerleyen bir süreç. Almanya'nın Türk hükümetiyle çok uyumlu ilişkileri var. Yeniden vurgulamak istiyorum; davaların "hukuk devleti" ilkesi kapsamında gerçekleşmesi büyük bir önem taşıyor.

 

"HEYBELİADA RUHBAN OKULU AÇILMALI"

Din özgürlüğü konusunda Türkiye nasıl görünüyor ?

Din özgürlüğü, AB üyesi olan veya olmak isteyen her ülkenin gündeminde en baş sırada yer almalı. Türkiye de bu açıdan çok önemli bir geleneğe sahip; çünkü bir çok dinin kökleri Türkiye'de. Çok sayıda dini cemaat var. Sadece Sünniler değil, Aleviler, Hristiyanlar, Yahudiler ve Süryaniler de var, Ermeni Kilisesi de var... Tüm bu grupların sayıları az olsa da, bazı haklarının olması son derece önemli. Örneğin ibadet yerlerinin olması ve bu yerlerin kendi mülkiyetlerinde olması çok önemli. Bu açıdan da Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması çok büyük önem taşıyor. Güneydoğu'daki Süryani kiliseleri ve manastırları, 1700 yılı aşkın bir süredir orada yaşayan cemaatin bundan böyle de kalabilmesi, orada varlığını sürdürebilmesi son derece önemli. Türk hükümetinin de konuyu bu şekilde gördüğünü umut ve arzu ediyoruz. Tarsus'taki Paulus Kilisesinin sürekli anlamda bir hac kilisesi olarak kullanılmasını arzu ediyoruz. Din özgürlüğü açısından büyük önem taşıyan konular bunlar.

           

İbadetinizi gerçekleştirmek konusunda Ankara'da sorun yaşıyor musunuz?

Ankara'da, İstanbul'daki kadar kilise yok. Protestan ve Katolikler zaman zaman ibadetlerini ve ayinlerini gerçekleştirmek konusunda sıkıntı yaşıyorlar fakat bazı ibadet yerleri de var. Burada önem taşıyan, yasanın tanıdığı imkanların uygulamada da hayata geçirilmesi. Örneğin cemaatlerin yasa uyarınca tüzel bir kişiliğe sahip olabilmeleri önemli. Aksi takdirde yasal bir belirsizlik ve güvensizlik ortamı oluşuyor. Daha alınacak önlemler ve iyileştirmeler var. Antalya ve Alanya'daki Alman Protestanlar ve katolikler ibadetlerini gerçekleştirebilecekleri mekanlara sahipler ve oradaki yetkililerden de destek alabiliyorlar. Ama önemli olan, dini cemaatlerin statüleri. Örneğin tüzel kişiliğe sahip olup olamadıkları... Din adamlarının ikamet statüleri, çalışma statüleri, yetiştirilebilmeleri ve bunların uygulanabilmesi önemli olan... Türkiye'de herkes istediği dine mensup olabilir ama dininin gereklerini yerine getirebiliyor mu, uygulayabiliyor mu? Önemli olan bu ve bu konuda da yapılacak daha çok şey var.

           

"BAŞBAKAN BENİ WILKOMMEN DİYEREK KARŞILAR"

Başbakan Erdoğan'ın diplomatlara yönelik "monşer" ifadesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Başbakan Erdoğan ile karşılaştığımda bana her zaman son derece nazik davranır ve hatta Almanca olarak hoşgeldiniz yani "Willkommen" diye beni karşılar (gülüyor).